Bağdat Caddesi’nin kalabalığı içinden sıyrılıp Kalamış sahiline doğru yürürken, ince bir rüzgârın tenimi yalayıp geçtiğini hissederim. Bu akşam Moda’da bir cam kenarı ya da Caddebostan’daki sakin bir köşede, tenimin sıcaklığını yakından paylaşmaya hazırım.
İçimdeki kıpırtı yavaş yavaş büyürken, uzun bacaklarım üzerinden kayan bir bakışın tenimde bıraktığı izi çoktan hissediyorum. Söğütlüçeşme’den geçen bir gece vapuru gibi, ben de bir anlığına durup seni davet ediyorum; dudaklarımın arasında eriyen bir öpücükle, kalçamın kıvrımına sığdırdığım bir avuç dolusu ateşle.
Acıbadem’in sessiz sokaklarında ya da Kadıköy’ün canlı ritminde, nefeslerimizin birbirine karıştığı bir saati birlikte kurmaya ne dersin? Gel, birlikte tenin ve tenimin sınırlarını yeniden çizelim.
